Siyasetçinin vatandaşın evine iftara gitmesi başlı başına kıymetli bir jesttir. Temas siyasetin oksijenidir. Halktan kopuk bir siyaset, kendi yankı odasında boğulur. Bu nedenle kapı çalınması, sofraya oturulması, çayın ve ekmeğin paylaşılması doğrudur; hatta olması gerekendir.
Ancak mesele burada bitmiyor…
Son yıllarda iftar ziyaretlerinin neredeyse vazgeçilmez bir ritüeli var; Yer sofrasında verilen pozlar. Ve siyasetçi bağdaş kurmuş, önünde sıradan bir tabak, yanında aile fertleri. “Halkın sofrasındayız.”
Gerçekten mi?
Türkiye’de ailelerin büyük çoğunluğu artık masa kullanıyor. Bu sosyolojik bir gerçek. Şehirleşme oranı ortada, konut tipolojisi ortada, yaşam alışkanlıkları ortada. Buna rağmen neredeyse her siyasi aktörün yer sofrasında poz vermesi tesadüf olabilir mi? Yoksa bilinçli bir “sade hayat” imajı mı inşa ediliyor?
Daha dikkatli bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Bazı evlerin dekorasyonu, mobilya düzeni, mekân kurgusu yer sofrasının o eve ait doğal bir alışkanlık olmadığını açıkça gösteriyor. Salonun ortasına adeta sonradan konmuş bir yer sofrası, duvara yaslanmış sandalyeler vb… Fotoğraf kareye sığmış olabilir ama gerçeklik sığmıyor.
Sorun yer sofrası değil.
Sorun, samimiyet ile kurgu arasındaki mesafe…
Vatandaş artık sadece görüntüye bakmıyor. Görüntünün arkasındaki niyeti sorguluyor. İnsanlar “rol” ile “gerçek” arasındaki farkı sezebiliyor. Sosyal medya çağında yapaylık çok hızlı teşhir oluyor. Sempati üretmeye çalışırken güven aşındırmak mümkün.
Siyasetçinin halkın evine gitmesi değerli. Ama o ev nasılsa öyle olmalı. Masada yeniyorsa masada yenmeli. Yer sofrası gerçekten kuruluyorsa, zaten doğal haliyle güçlüdür. Yapay bir sadelik gösterisine ihtiyaç yok.
Çünkü seçmen artık şunu soruyor: “Bu kare benim için mi, kamera için mi?”
Siyaset uzun vadede güven işidir. Güven ise tutarlılığa dayanır. Samimiyet; planlanan bir dekor değil, süreklilik gösteren bir davranış biçimidir. Aynı sade dili sadece iftar fotoğrafında değil, karar mekanizmalarında da görmek ister insanlar.
Parti fark etmeksizin söylemek gerekiyor; Yapmacıklık kimseye kazandırmaz. Kısa vadeli çalışmalar, uzun vadeli inandırıcılığı zedeler. Halk artık sahneyi değil, perde arkasını merak ediyor.
Gerçek güç, bağdaş kurmakta değil; yapaylıktan vazgeçebilmektedir…
Eğer gerçekten halkın sofrasına oturulacaksa, o sofranın gerçeğiyle oturulmalı. Ne eksik ne fazla. Ne romantize edilmiş yoksulluk, ne estetikleştirilmiş sadelik.
Olduğu gibi.
Çünkü siyaset, eninde sonunda bir fotoğraf karesi değil; bir güven sözleşmesidir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.